Evrenin Hafızası 18)
Tehlike Yapay Zekâ mı, Düşünmeyi Devretmek mi?
İnsanlık tarihi yalnızca keşiflerin tarihi değildir. Aynı zamanda sorumluluklarını araçlara devretmesinin de tarihidir. Önce fiziksel gücünü aletlere emanet etti. Sonra hesaplarını makinelere bıraktı. Ardından hafızasını dijital cihazlara teslim etti. Şimdi ise düşünme süreçlerinin bir bölümünü yapay zekâya devretmeye hazırlanıyor.
Her yeni buluş hayatımızı kolaylaştırdı; zaman kazandırdı, hataları azalttı ve üretimi artırdı. Kuşkusuz bunlar insanlığın gelişimi açısından önemli adımlardı. Ancak her kolaylık, beraberinde görünmeyen bir soruyu da taşıdı.
Yapay zekânın gelişimini konuşurken, farkında olmadan kendi zihinsel gelişimimizi ihmal ediyor olabilir miyiz?
Bu sorunun cevabını aramaya başlamadan önce geçmişe kısa bir yolculuk yapmakta fayda var.
Çok değil, on yıl önce en azından birkaç yakınımızın telefon numarasını ezbere bilirdik. Bugün ise çoğumuz kendi numaramızı bile telefonun rehberine bakmadan söylemekte zorlanıyoruz. Çünkü artık hatırlamak zorunda değiliz. Telefon bizim yerimize hatırlıyor.
Eskiden bilmediğimiz bir adrese giderken sokak isimlerini aklımızda tutar, yol tariflerini zihnimizde canlandırırdık. Şimdi navigasyon birkaç saniye içinde bize hangi yöne döneceğimizi söylüyor. Artık yön bulmuyoruz; yönlendiriliyoruz.
Hesap makinesi, arama motorları ve akıllı telefonlar… Her biri insan yaşamını kolaylaştıran olağanüstü araçlar oldu. Fakat her araç, kullanılmayan bir yeteneğin sessizce geri çekilmesine de neden olabiliyor.
Doğa bu konuda bize çok sade ama güçlü bir ders verir. Kullanılmayan kaslar zamanla güç kaybeder. Hatta uzun süre ihmal edilen kaslarda zayıflama ve körelme başlar. Beynimiz bir kas değildir; ancak benzer bir ilkeye göre gelişir. Hafızamızı, dikkatimizi, muhakeme gücümüzü ve problem çözme becerimizi ne kadar az kullanırsak, bu yeteneklerimiz de zamanla aynı ölçüde zayıflayabilir.
Belki de bugün karşı karşıya olduğumuz en büyük değişim tam da burada başlıyor.
Çünkü yapay zekâ, önceki teknolojilerden farklı olarak yalnızca bilgiyi saklamıyor ya da taşımıyor. Yazıyor, analiz ediyor, özetliyor, çeviri yapıyor, fikir üretiyor ve kimi zaman bizim yerimize karar seçenekleri oluşturuyor. Bu olağanüstü bir gelişme. Fakat aynı zamanda büyük bir sorumluluk da yüklüyor.
Sorun yapay zekânın düşünmesi değildir.
Sorun, insanın düşünmeyi bırakmasıdır.
Bilgiye ulaşmanın hiç olmadığı kadar kolay olduğu bir çağda yaşıyoruz. Fakat bilgiye ulaşmak ile bilgeliğe ulaşmak aynı şey değildir. Çünkü bilgi depolanabilir. Bilgelik ise ancak sorgulayarak, deneyimleyerek ve düşünerek oluşur.
Evrenin hafızası belki de yalnızca yıldızlarda, taşlarda ya da atomlarda kayıtlı değildir. Belki onun en canlı yansıması, soru sorabilen insan zihnidir. İnsanlık bugüne kadar hazır cevaplar sayesinde değil, doğru sorular sayesinde ilerledi. Her büyük keşif, önce küçük bir merakla başladı.
Yapay zekâ bize cevaplar verebilir.
Ama hangi soruların sorulması gerektiğine karar verecek olan hâlâ biziz.
Teknolojiden korkmak için hiçbir neden yok. İnsanlığın gelişimi, teknolojiyi reddederek değil; onu bilinçli kullanarak mümkün oldu. Yapay zekâ da bu yolculuğun yeni bir durağıdır. Onu bir rakip olarak görmek yerine güçlü bir yardımcı olarak değerlendirebiliriz. Ancak yardımcı ile rehber arasındaki çizgiyi kaybettiğimiz anda, kendi zihnimizi ikinci plana itme riskiyle karşı karşıya kalabiliriz.
Gelecekte sizi endişelendirmesi gereken şey, yapay zekânın ne kadar hızlı geliştiği değildir. Aksine bizim düşünmeye, sorgulamaya ve merak etmeye ne kadar devam edeceğimiz dir.
Çünkü evren hafızasını yalnızca yıldızlara değil, düşünen zihinlere de emanet etmiştir. Varlığımızın anlamını korumanın yolu ise düşünmeyi, kendi rızamızla bile olsa, hiçbir zaman başkasına devretmemektir.