Evrenin Sırları 17)
Algoritmanın Kör Noktası: İnsan
Yapay zekânın artık hayatımızın neredeyse her alanını kapsadığı yadsınamaz bir gerçek
Telefonlarımız hangi haberi okumak isteyeceğimizi tahmin ediyor. Müzik uygulamaları bir sonraki şarkıyı seçiyor. Alışveriş siteleri, henüz ihtiyaç duyduğumuzu fark etmeden karşımıza ürünler çıkarıyor. Sosyal medya ise ilgimizi çekebilecek içerikleri saniyeler içinde önümüze sıralıyor.
Üstelik bunu çoğu zaman büyük bir başarıyla yapıyor.
Peki gerçekten bizi tanıyorlar mı?
Yoksa yalnızca tekrar eden davranışlarımızı mı analiz ediyorlar?
Aslında algoritmaların yaptığı şey oldukça basit. Geçmiş verileri inceler, benzer davranış kalıplarını bulur ve geleceğe ilişkin en yüksek olasılığı hesaplar.
Matematiksel açıdan bakıldığında bu son derece etkileyici bir başarıdır.
Fakat insan yalnızca matematiksel bir modelden ibaret olsaydı, tarih bugün bildiğimiz şekilde yazılmazdı.
Kristof Kolomb bilinmeyene doğru yelken açmazdı.
Galileo, herkesin doğru kabul ettiği düşüncelere karşı çıkmazdı.
Van Gogh, hayatı boyunca anlaşılmayacağını bilmesine rağmen resim yapmaya devam etmezdi.
Oysa insan türünü ileriye taşıyan şey, tekrar eden davranışlar değil; beklenmeyen düşünce ve kararlardı.
İşte algoritmaların kör noktası tam da burada başlıyor.
Bir algoritma, dün yaptıklarını kullanarak yarın ne yapacağını hesaplar.
Oysa insan bazen kendi geçmişini bile şaşırtacak kararlar verebilir.
Yıllarca aynı işi yaparken bir sabah aniden bırakmayı seçebilir.
Hiç tanımadığı bir insan için bütün planlarını değiştirebilir.
Hayatı boyunca ilgi duymadığı bir kitabı okuyup dünyaya bakışını tamamen değiştirebilir.
Bu kararların çoğu, geçmiş verilerle açıklanamaz.
Çünkü insan yalnızca yaşadıklarının toplamı değildir.
İçinde henüz gerçekleşmemiş ihtimaller de taşır. Kendisinin bile haberdar olmadığı ihtimaller.
Yapay zekânın karşı koyamayacağı en büyük sınırı tam da budur.
O, olasılıkları hesaplarken, insan bu olasılıkların dışına çıkabilir.
O zaman belki daha önemli bir soru ortaya çıkıyor:
Ya algoritmaların amacı bizi anlamak değilse?
Ya asıl amaç, davranışlarımızı giderek daha öngörülebilir hâle getirmekse?
Ne kadar benzer içerikleri tüketirsek…Ne kadar aynı alışkanlıkları tekrar edersek…
Ne kadar benzer seçimler yaparsak…
Algoritmaların tahminleri de o kadar isabetli olur.
Geleceğin en önemli mücadelesi, insan ile yapay zekâ arasında yaşanmayacak.
Asıl mücadele, insanın kendi öngörülemezliğini koruyabilmesi olacak.
Çünkü özgürlük, bazen hiçbir algoritmanın beklemediği seçimi yapabilmektir.
Aslında bu yazıların zaman zaman dilini düzenleme de bana yardımcı olan yapay zekâ da bunun güzel bir örneği.
Cümlelerimi daha akıcı hâle getirebilir, anlatımı güçlendirebilir, hatta farklı bakış açıları önerebilir.
Ama bu yazıyı neden yazdığımı, beni bu soruyu sormaya iten merakı ya da bu satırların ardındaki niyeti bilemez. Çünkü algoritmalar dili analiz eder; anlamı ise insan arar. En önemlisi de ne kadarını değiştireceğimi bilemez.
Yapay zekâ, dünkü seçimlerimizden yarınımızı tahmin eder.
Fakat insan bazen kendi geçmişine bile meydan okuyabilir.
Yapay zekâ, dünkü seçimlerimizden yarınımızı tahmin eder.
Fakat insan bazen kendi geçmişine bile meydan okuyabilir.
Belki de medeniyetleri ileri taşıyan güç tam olarak budur.
Eğer insan türü yalnızca geçmişinin devamı olsaydı ne bilim gelişirdi ne sanat doğardı ne de yeni fikirler ortaya çıkardı.
Belki de algoritmaların gerçek kör noktası insan değildir.
Belki de onların göremediği şey, insanın içinde taşıdığı olasılıklardır.
Algoritmalar geçmişi hesaplarken, insan henüz yaşanmamış ihtimalleri seçebilir.
Ve burada bizi daha büyük bir soru bekliyor;
Eğer evren gerçekten matematiksel bir düzen üzerine kurulmuşsa, insan neden zaman zaman bu düzenin
öngöremediği seçimler yapabiliyor?
Özgür irade yalnızca beynimizin ürettiği bir yanılsama mı, yoksa evrenin henüz çözemediğimiz bir
katmanının yansıması mı?
Belki de asıl soru, algoritmaların bizi anlayıp anlamadığı değildir.
Asıl soru şudur: Evren neden hesaplanamayan bir varlık ortaya çıkardı?



